23 Mart 2016 Çarşamba

                                                         Kana Boyandi Bahar

Sabahın ışıkları pencereden içeri süzülürken, kuş cıvıltıları kanat çırpıyor yeni mekanımda. Bu kaçıncı geçici mekan alışamadığım. Bu kaçıncı sokak adı, Anadilimde yeniden ad verdiğim. Bu kaçıncı bahar, iç sevinçlerimi yarım bırakan.

Otuz beşi geçti senelerin, baharı beklerken bir şehrin yükünü taşıdığım. Gri gökyüzünde güneşi beklerken yılarımı katettiğim. Gözüme ilişir,  evlerinden alınan insanların adları, kaldırım tasları arasında, parlak metal üzerinde. Hüzünle duraksarım.

Bu şehirle birlikte taşırım yükünü, göçmen ülkesi olduğunu deklere edemeyen Almanya'nın. Güneye uçan kuşlar gibi kıpırdanınca doğa, kendine çeker Memleketim beni.

Bir yanım burda kalır, bu kaçıncı Memleket alışamadığım.

Bir yanımı burda bırakıp ilk uçuşla giderim her hafta sonu, sahillerine sığınırım Dikili'nin, kaçışımdır sessizliğe. Her hafta başı, yükünü taşıdığım onyıllardırımı alan şehirde başlar.

Her hafta başı Dortmund'dayım.

Yüreğimin içinde 'bilinmeyen bir dil', bildik bir Memleket taşırım.

Yüreğimin dili ile konuşmak isterim kızıma, araya kilometreler girer, iki dilde zor ulaşırım canımdan kopan cana, yüreğimin dili Lazca ile seslenir, yanıt alamam, ulaşılmaz bir yerdedir.

Bahar geldi, yine sevinemem. Kuşların cıvıltısı hüznüme derinlik verir.
Haberleri dinleyemem yine, gazetelere bakmaya korkarım. Telefon çalar diye beklemedeyim. 'Biz iyiyiz' mesajları gelsin isterim sevdiklerimden. Onlar iyi değil, bizler gurbette iyi değiliz.

xxx

Her günüm, bu şehir ile hasretim Memleket arasında bir gelgit yaşamıdır. Denizine duvar örülmüş, suyu gasb edilmiş, yaylasına göz konulmuş toprağımın kokusu tüter her yağmur sonrası bu deniz görmemiş şehir.

En acımasız sürgündür, bu deniz görmemiş coğrafyada onyılları katetmek. Dağlarına Memleketin düşlerde çıkabilmek, gençler direnişe durunca dedeleri nineleri ile.

Bitmeyen bir sürgündür burda yaşam, Memleket ateş çemberinde, burda her günkü yaşamın peşinde oyalanmak.

xxx

Bahar değmiş gökyüzüne, yüreğime cehennem ateşi.

Yine bombalar patlar genç bir kadının bedeninde. Masum bir kalabalık ortasında kendisini parçalar bir kadın, olağanlaşır şiddet, sıradanlaşır vahşet.

Ah benim Memleketim, uzaklardaki sıcaklık. Bu şehrin kuru soğuğunda, yıllara rağmen, içimde sönmeyan ışık.

Yine çocuklar, gençler, kadınlar, sivil insanlar parçalanır bir bombayı bedeninde parçalayan bir genç kadınla.

Adeta deşifre eder çirkefliğini, vahşiliğini anlamsız bir savaşın. 'Neden parçalar bir bomba ile bedenini ve başkalarını genç bir kadın?
Bunu kendimize sormamız için.

Siz egemenler, kasabasını, köyünü, semtini yerle bir ettiğiniz, çıplak bedenini  yerlerde sürüklediğinz genç kürt kadınlarını aşağılarken, onurunu ve bedenini parçalarken savaş kurallarını bile çiğnediniz.

Ve şimdi yandaş basınınızla, bilimum müritlerinizle masumu oynuyorsunuz.

Ülkede tüm toplumsal muhalefet bileşenlerine yöneldiniz. Siyaset yapma olanağını yok ettiniz. Halklar 'Tek çiçekle bahar olmaz' dedikçe, bahara düşman oldunuz. Çocuğa, kadına, insana düşman.


Bu kan denizinin sebebi sizlersiniz, ey egemenler, kana doymayanlar.

xxx

Şiddet şiddeti doğuruyor.
Savaş çılgınlığınız intikam saldırılarını tetikliyor.

Savaşın kaybedeni-kazananı yok demedik mi ısrarla.
Israrla birlikte yaşamdan yana tercihini yapmış Kürt halkını imhayı  sürdürenler, hala masumu oynuyorsunuz.

Yaşamak için, var olmak için mücadele ederken, nasıl olur da bu genç insanlar yok etmeye, öldürmeye, intikam almaya odaklanıyor?

'Kan kan ile temizlenmez' denmemiş miydi?

Şimdi dirilişin bayramı Newroz yaklaşırken,
Kardeşlik şarkılarımız dillerde,
Çocuklar rengarenk giyinecek
bahar geldi,

'Hayde Newroza' diyecek ken.

Kana boyandı bahar, -bu kez Ankara'da-

xxx

Yine yarım kalır umutlar,
En güzel temenniler
Bir dahaki bahara.
Yine içimize dolar
Yaşlar,
Yarım kalır,
Doyasıya gülmek.



Selma Koçiva

17 Mart 2016  Dortmund




4 Mart 2016 Cuma

Yeni Bir Soykırımın Eşiğindeyiz


Her ileri yaştakı göçmen gibi bende senenin yarısı Almanya daki yaşam alanımda, diğer yarısı Türkiye de geçiriyorum. 2010 da Kadıköy'e LAZ MEKTEBİ için gittiğimden beri böyle. 

Ogün bugündür ise ülke gündemine odaklı yaşamaya başladım. Almanya'da bulunduğum kış aylarında bile, yakın çevrem Türkiye'de yaşadığımı sanır. Bu yoğunlaşma derin bir kaygıdan kaynaklıdır.

Ilımlı İslam söylemleri ile onyıl önce iktidar olan AKP siyasi akımının 'ileri demokrası' adını verdikleri politikaları ile adım adım memleketi nasıl bir uçuruma sürüklediklerini yakınen yaşadık.

Gericiliğin hızla nasıl örüldüğünü, toplumun her kesime nasıl bir bulaşıcı hastalık gibi yayıldığını gözlemledik. Din olgusunun toplumun her alanında nasıl etkin bir olgu olarak öne çıkrıldığını gördük.

Kimi bu eğilimin ciddiyetini ve doğuracağı toplumsal kutuplaşmayı önemsemedik. Bazan inanç özgürlüğüne getirilecek faşizan dayatmayı hissetsek de tehlikesini küçümsedik.

7 haziran seçimlerine kadar ülkenin içinde bulunduğu bu geriye gidişin boyutu bunca bilince çıkmamıştı.  

Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan toplumsal kazanımların törpülenmesi hızla sürerken, süreci sessizce izleyen bir çoğunluk vardır. Siyasi zihniyetlerini bir karabasan gibi üzerimize geren bu iktidar güçlerine karşi direnen gruplar halinde devrimciler ve dinamik bir Kürt Özgürleşme Hareketi vardır.

Emekçileri ve halkları kimi ufak reformlar ile oyalayan bu siyasi iktidar akılalmaz bir kadın ve insan düşmanı adımlar ile ortaçağ zihniyetlerine utanmaz bir şekilde geçerlilik kazandırmaya çalışmıştır.

Kimi sistem muhaliflerinin Erdoğan'ın şahsı ile özdeşletirdiği bu siyasi çizgiye dünya sermayesinin  egemenlerinin  ihtiyaç duyduğuna vurgu yapmak gerekir. Yine sermaye ihtiyaç duyduğunda bir başka 'Erdoğan' ile yerini değiştirmede üşenmeyecektir.

Dünya basını tüm dikkati ile ülke gündemini izliyor. 

Bizler nerde bulunursak bulunalım ülke gündemine odaklı yaşıyoruz. Ülkenin her alanını şiddet ve savaş sarmış. Toplumsal ayrışma, kamplaşma, düşmanlaşma derinleşmiş, en yakınımızı dahi anlamayacak duruma gelmişiz.

2015 yılı gelirgelmez, soykırımın yüzüncü yılında Ermeni Soykırımı ile yüzleşme temennileri ifade edilmeye başladı. İçinde yaşadığımız şiddet çıkmazı üzerine tek laf etmeden yürütülen bu iyi niyetli söylemler soyut ve teorik kalıyor adeta.

Biz 2016 da yeni bir Soykırımın eşiğindeyiz. Kürt Halkının toplu imhası ile karşıkarşıyayız. Bize 'Çözüm Süreci' adını verdikleri ikiyüzlü politikaları ile şu anki iktidar güçleri, adeta halklar ve farklı inanç çevreleri ile dalga geçerek, tüm siyasi yapılarını, ortaçağ zihniyetlerini yaygınlaştırdılar.

Bu siyasi yapılaşmaya karşı gelişen Halkların Demokratik Partisi ve Bileşeni olan Toplumsal muhalif güçler insan üstü bir direnç ile siyasi alanda mücadeleyi sürdürdükçe, ülkede demokratik siyaset yapmanın tüm kanalları kapanmaya başladı. 

Bu gerici siyaset, üzerimizdeki karabasan, yaşam alanlarına, sermayenin her zaman düşman olduğundan daha da düşman. Halkların toprağına, suyuna, deresine, yaylasına  hiç bu kadar vahşice saldır olmamıştı. 

Yaşam alanlarımızı saran bu vahişi devlet şiddeti, her geçen gün daha çok gündelik hayatımızı belirliyor. Bizi çalışma alanlarında, mahallelerde, aile içinde bölüyor, kutuplaştırıyor, bizi birbirimize düşman hale yetiriyor.

Biz ne yapıyoruz?  

Bizler Laz Kültürü Aktivistleri?

Dernek Çevrelerinde,  
Laz Kültürü Aktivisti Platformlarında, 
İnternet Sayfalarında,
Arkadaş sohbetlerinde,

Bir kaç yeni Lazca kelime ile avunuyoruz.

Lazca ölmesin, dilimiz yaşasın diyoruz.

Lazca şarkılarımızla bir nostalji yaşamaya devam ediyoruz.

'Burası Artvin, Diyarbakır değil diyoruz'.

Coğrafyamızda yeni bir soykırım yaşanıyor,

Susuyoruz ve horona devam ediyoruz !

Selma Koçiva

2 Mart 2016
Dortmund


7 Ocak 2014 Salı

Lazca Tv Yayını ve Lazların Umudu


Geçtığımız sonbaharı Lazona’da geçirdim. Güneşini yağmurunu ruhumda hissederek, toprağın yağmur sonrası kokusunu içime çekerek. Yeşilin envai çeşit tonunun farkına varıp, ilgi ile izlemek sevdiğim diyarı. Adeta bir yenilenme gibi geldi bana. İstanbul’a dönmek zorunda olduğumda yine lanetleyerek  şehir yaşamlarını ayrıldım toprağımdan.

Babamın hastalığı nedeni ile kasım ayını İstanbul’da geçirdim. Bir kez daha şehir yaşamına ne kadar yabancı olduğumu anladım. Bir kaç güzel etkinlik ve Laz kültür Derneği’ndeki ( LKD ) ‘Yürekli Bir Laz Kadını- Bedia Xala’ kitabımın kahramanı Bedia Xala ile birlikte yaptığımız söyleşisi İstanbul günlerimi dayanılır hale getirdi diyebilirim.

Dortmund’daki yaşam alanıma döndüğimde anlaşılmaz bir sevinç yaşarım. Kadın olarak özerkliğimi kazandığım bu şehirin her köşesi aynı zamanda derin Lazona özlemleri ile bezenmiş. Sanırım bu Ruhrhavzası şehirinde onyıllarca yaşamasaydım bu kadar yazamazdım anadilimde. Yazıdilini yeni pekiştirmekte olan Anadilim Lazca yazma serüvenimin merkezinde, yaşamıma anlam katan bir güzellik olmazdı.

Mendranoba monç’arapams komişkun! / Uzaklık yazdırıyor bana biliyorum.
Sonbahar sonu Dortmund günlerime alışmakta iken, çalışma arkadaşım, LAZEBURA e.V ‘nın yeni Başkanı, Mahir Yıldız’in telefonu beni yarına dair umutlandırdı. ‘Abla Gelişim Tv, 24 saat Lazca Yayına geçiyor’. Bir süre duraksadım, duyguğumun gerçek olup olmadığını düşünerek.

Evet Gelişim Tv, Ardeşen’deki Yerel Televizyon, tam gün Lazca Yayına geçmek için karar aldı. Bu Lazları sevince ve umuda boğan haber, aslında Laz Kültür Hareketi’nin vardığı aşamanın bir göstergesidir.
Sonbahar 1984 de Lazuri Alfabe bröşürünü Wolfgang Feurstein hoca ile birlikte Lazebura Çalışma Grubu adına bastırdığımızda, Lazlar açısından, Anadilimiz için önemli bir sürecin başlangıcı olduğunu belki de bilmiyorduk. Ancak Anadilde yazma olanağını kazanmamız sadece Türkiyeli Lazları değil yöremizin komşu kültürlerini de pozitif olarak etkileyecek verimli bir adım oldu.

Bir süredir Hemşinli Kültür Aktivistleri kendi kültürleri üzerine çalışmaya başladılar. Hatta Apolas Lermi örneğinde olduğu gibi, Anadili Karadenizin en eski dillerinden olan pontus dilinde şarkılar duymaya bile başladık. Bu olumlu etkileşim yöremiz halklarının kardeşçe birarada yaşamasının bir ifadesi olarak bizleri sevindiriyor.

Bu gün Laz Dili ve Kültürünün yaşaması için özveri ile çalışan bir çok Dernek, Grup, Çevre, İnternet Platformu, Laz Kültür Hareketi’nin çok yönlü yapısını oluşturuyor.
Bu alanda merkeziyetçi bir örgütlenme olmadan, otonom çevrelerin aynı doğrultudaki çalışmalarının görüyoruz. Bir çok dernek kuruldu.Onlarca kitap basıldı. Bir çok müzük grubu Lazca ve yöre dillerinde,Gürcüce, Hemşince, Pontusca, Karadeniz şivesi ile Türkçe, müzük yapıyor.Gençler tulum çalmayı öğrendi. Gençkızlar tulum çalmaya başladı.Ve bir çok değerli müzik albümü elimizde. Bu emeğin ürünlerini internet ortamında da izlemek mümkün.

Birbiri ile ortak çalışmada başarılı olmasalarda bu otonom çevreler aynı amaç için özveri ile çalışmaktadır. Aynı Derelerimizin Karadenize doğru akması gibi.
Anadillerin ve halkların kültürlerinin yarşaması ve yarına taşınması için adeta bir imece var.
Bu Kollektif Emek olmasaydı, bugün Gelişim Tv Lazca Yayına geçme kararaını alma koşulları bulamazdı. Son 30 yıldır yöremizin geçirdiği kültürel yenilenme bir Lazca Tv nin altyapısını oluşturdu.

Bunun da ötesinde Anadolu Halklarının özellikle Kürt Halkının kendi özgürleşme mücadelesi, genelde yöremizi dolayısı ile Laz halkının Anadiline ve Kültürün sahip çıkmaya başlamasında bir olumlu etki yaratmıştır. Bu alanda yaşanan süreci değerlendirecek olursam: Kürt halkının kendi mücadele biçimleri birebir örnek alınmadan, kendi coğrafuamızın gerçeğine göre, şiddet karşıtı, bir direnç biçimi ortaya çıkmıştır. Bu açıdan bir Kültür Hareketinden söz eder olduk.

Gelinen aşama, ülke genelindeki siyaset ile de son derece alakalı. Her nekadar Erdoğan Hükümetinin Anadiller ve Halkların Kültürlerine dair politikası kesinlikle demokratik olmasada, kimi reform adımları toplumsal gelişmenin önünü açmaktadır. Bu reform adımları aslında Avrupa Birliği sürecine endeksli olsada, pratikde fazlası ile pozitif bir etki yaratmaktadır.Örneğin Lazca’nın Seçmeli Ders olarak ifade edilmesi bile, Laz halkında bir rahatlama etkisi yaratmıştır.Oysa biliyoruz ki uygulamada Lazca Seçmeli Derse engel olanda kendileridir..

Lazca Tv yayını da bir reform olacaktır. Anadilimiz Lazca için halkımız içinde sonderece olumlu bir etki olacaktır. Bunun da ötesinde Lazca’nın yeniden canlanmasına olanak hazırlayacaktır. Özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik yapılacak programlar dilimiz açışından yaşamsal bir öneme sahiptir.
Bir Halkın Anadili engellendiğinde, toplumsal hafızası da dondurulur. Bir insanın bitkisel hayat yaşaması gibi bir durum bence. Anadilde Tv Yayını budondurulmuş hafızayı yeniden yaşama kazandıracak kadar önemli bir etki yaratabilir.

Tv Yayınlarında işlenecek içeriğin yöre gündemine göre hazırlanması ise bir diğer önemli konu. Halkın yayınlarda kendini bulabilmesi için halkın yaşadığı toplumsal sorunların Tv Programlarında işlenmesi gerekir. Örneğin yörede HES lere yoğun bir tepki varken, bu konuların ele alınmaması Halkın Tv YayınıLazca olsada kendini ifade edememesi demek olacaktır.

Geçtiğimiz Sonbahar Lazona’da geçirdiğim haftalarda önemli bir gözlemim oldu. Aslında Laz Halkının gündemini belirleyen Çay Üretimine dair sorunlardır. Kadınlarımız adeta günün tümünü Çay daki kota, çayda taban fiyat gibi üretime dair sorunları konuşmakla geçiyor. Lazona’da üretim nerde ise hala Kadınlarımızın üzerinde.

Ve derelerin satılması olarak özetlenen HES ler meselesi, Halkın yediden yetmişe ayağa kalktığı, sahil şeridindeki eylemlilikleri belirleyen bir mücadele alanı.
Lazca Tv. Lazona’nın bu iki can alıcı sorununa değinmese, kendi toprağına yabancı bir yayın olur. Lazcaşarkıları ve parodileri Tv den izlesekde bu böyle olacaktır. Tv Yayını, Lazca üzerine bir nostalji yapacak ise Laz halkının toplumsal yaşam mücadelesine dair sözü olmayacak ise şu an taşıdığımız umut maalesef yarım kalacaktır.

Benim Lazca Tv yayınından beklentim budur.
Bu çerçevede şahsen bana düşecek her mütevazi göreve hazır olduğumu belirtmek istiyorum. Lazcanın yazı dilinin gelişme sürecini onyıllardır izleme şansı olan biri olarak, bu önemli adımda Gelişim Tv’ye başarılar diliyorum.

Selma Koçiva
8 şubat 2013 , Dortmund

www.lazca.org

  • 0

25 Aralık 2013 Çarşamba

Bir Sosyal Proje,SELMA KOÇİVA KİTAPLIĞI



 Projenin çıkış noktası:


Kitaplarımın bir proje bünyesinde yeniden basımı düşüncesi ilk olarak, değerli çalışma arkadaşım, Refika Kadıoğlu'ndan geldi. 2007 / 2008 de kendisi ile bu konuda çalıştım. O zamnalar Refika'yla, bu Projeye bir Şiir Kitabı ile başlamak isteriz.

Sevgili Refika, Guriparpali  için sponzor olacak değişik kişi ve kurumlar ile görüşme yaptı. En son olarak Hollanda İstanbul Konsolosluğu Kültür Fonuna başvurdu. Ancak destek alınamadı.
Böylece bir sonuç alamadan Proje Tasarımı çekmecemizde kaldı.

Projenin tekrar gündeme gelmesi:

Yazdığım tüm Kitapların bir Sosyal Proje bünyesinde okuyucuya düzenli ulaşması dileği uzun süredir taşıdığım bir özlemdi. Bu Proje Tasarımına Bedia Xala'nın Hatıratı'nı çalışırken 2009 da tekrar geri dönüp baktım ve üzerinde çalıştım
Bu Projen'nin hayata geçmesi ile, Laz Dili ve Kültürü üzerine çalışmalarımda sürekliliği sağlayacak, okuyucu ile diyaloğumu geliştirecek, beni üretime teşvik edecek bir ivme olarak görüyorum.

Projenin Amacı ve Çalışma Yöntemi :

-Güncel Yazılarımın okuyucuya düzenli ulaşması
-Kitaplarımın yayına hazır olan dosyalarını okuyucuya ulastırmayı hızlandırmak.
-Basımı tükenmiş 4 kitabının yeniden basımı ve okuyucuya ulaştırmak.
-Basm masrafını kurtarmayan dosyaların E-Kitap olara okuyucuya internet üzerinden Blogg sayfamdan  ulaştırmak.
-Bir Dosyanın kitap olarak basılması durumunda, emeği geçenlere basılan kitaptan bir miktar Kitap olarak vermek.
-Tüm masraflar çıktıktan sonra kalan kitapların ( her basımda yeniden belirlemek  üzere) somut Sosyal bir Proje yararına değerlendirilmesi.
-Bu çalışmada öncelikle Laz Dili ve Kültütü üzerine emek veren Laz Kurum ve Çevreleri ile ortak paydalarda birlikte çalışmak esas alınmalıdır.

Hedef Kitle :

-       Kültür ve Kimlik konularına duyarlı Lazlar.
-       Değişik Kültürlerden Dil ve Kimlik sorgulaması sürecinı yaşayan herkes.
-       Bilimsel olarak Dil ve Kültür konuları üzerine çalışan Öğreci ve Akademisyenler.

Proje'nin Taşıyıcısı:

Selma Kociva Kitapliği Projesi,  şahsen  taşıdığım bir Projedir. Tüm
Kitaplarının Telif Hakkı  kendime aittir.

LAZEBURA Birliği (Almanya ), ihtiyaç duyulduğunda Laz Kültür Hareketi
açısından önemli gördüğü dosyaların basımı için destek vermeyi önemsemektedir.

Selma Koçiva Kitapliği  – Kapsam Olaraka :

A) Baskısı tükenmiş Kitaplar:
1-Nenamurun3xi 1. baskı İstanbul, 1997 (1000 adet, Sponzor Fazıl Lostar)2- LAZONA- Laz halk gerçekliği Üzerine ( Makale ve deneme )
    1.baskı (Frankfurt,özel baskı), 2. baskı İstanbul,  2000 ( Akyüzyayyınları )3- Ah Gidi Karadeniz (Şiir) İstanbul, 2001 (Kaldıraç Yayınları )4-Bir Avuç Kadın ( öykü) İstanbul, 2004 ( Kaldıraç yayınları )

B ) Yeni Kitap:

Bedia Xala'nın Hatıratı ( İstanbul, 2012 Lazca / Türkçe, Kaldıraç Yayınları )

C) Basıma hazır Dosyalar:

1- Didinana( 2003- 2005 – Öykü, Lazca /Türkçe – www.lazuri.comda yayinlandi)2- Guriparpali ( Şiir, Lazca / Türkçe- )
3- Biz 78'liler ( Nehir Şiir, Türkçe)4- Kırık Çay Bardakları ( Belgesel Roman , Türkçe/ Lazca)5- Superi Nandidi (  Parodi, Lazca/ Türkçe )

D) Edit Gereken Dosyalar:

1- Dutxe'ye Mektup (Destan, Lazca , 1984 -85)2- Didina'ya Selam ( Destan , Lazca , 1987-88 )3- Kuzey Mahallesi ( Öykü, Almanca / Türkçe, 2005 )4- Şarkı Sözü olabilecek Destan ve Şiirler ( Lazca/ Türkçe , 2006- 2008 )

Blog Sayfalarım:

Son yıllarda Kitap basma koşulları oldukça değişti. Yayıncılık E-Kitap olarak internete taşınmaya başladı.

Kimi dosyalar artık arşiv niteliğindedir ve maalesef  yeni Kitap çalışmaları için maddi olanaklar çok yetersizdir.

Güncel yazılarımı ve Kitap çalışmalarımı okuyucuya düzenli ulaştırmak için 2 Blog Sayfası oluşturdum. Güncel yazılarım makalelrim ve Kitap Dosyalarım için Selma Koçiva Kitaplığı. Şiir ve Destanlar için de Selma Koçiva Şiir Seruveni.

Basımı mümkün olmayan ve arşiv niteliğindeki Kitaplarım E- Kitap olarak www.lazuri.com üzerinden okuyucuya sunulacaktır.
Yapıcı eleştirilerinizi,düşünce ve önerilierinizi beklerim.


Selma Koçiva

Dortmund, 25 Aralık 2013

Avrupa'da Sözde Demokrat, Türkiye'de Kimsiniz?



Bu bahar Türkiye'ye gidişimi ertelemek durumunda kaldım. Bazı bürokratik
işlerim, kimi sağlık sorunlarım, beni sabırsızca beklediğim bahar başlangıcını Dortmund'da geçirmeme yol açtı.

Son iki yıl, aylarca Türkiye'de kalabilecek kadar şanslıydım. Yılların özlemi vardı. Kadıköy'de LAZ  MEKTEB'nde mesleğimde, pedagog olarak yeni deneyimler kazandım. Irkçılığın gündelik yaşama yayıldığı bu eski maden kentinde nefes alabilmek için, güç toplayıp döndüm. Artık kış aylarında bir yazma atölyesine dönüşen yaşam ve çalışma mekanıma.

Yaşadığım Semt Nordstad'ı  gezinirken, algılarımın daha duyarlı olduğınu fark ettim. Bizi Göçmenliğe hapseden koşulları, buradan abarttiğimizi çoktan fark etmiştim. Bir de Dünya'ya  Memleket Gündeminden  bakmak bir başkaydı benim için. Yüreklen ve ruhen tazelendim.

Ne dünya ne, de Ülke bundan kırk otuz yıl öncesi gibi, geldiğimiz yıllardaki gibi değildi artık. Halkların ve Ezilenlerin önceliklerinde farklı konular vardı artık.

Kış aylarını zorunlu olarak Rurhr Havza'sındaki bu Şehirde geçirsem de, yüreğim ve beynim Ülke Günemine odakli kaldı. Bir yandan HALKLARIN ANAYASASI Tartışmalarını burdan izlerken, diğer yandan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bünyesinde yürüyen Eylemlilikleri takip ettim.

Memleket güzel geleceklere gebe !

Özgürlükçü Anayasa konuşulurken, 12 Eylül Cuntacıları Yargılanıyor.
Bunu, sistemin bir kendini tamirat çabası olarak okusam da, yinede umutlanıyorum.

Umuda sansür olmaz.

Birkaç hafta önce, Nordstad 'da olağan günlük yürüyüşümdeyim. Ağaçlar yeşile durmaya hazır. Hava her zamanki gibi serin se de , güneş kaçamak bir görünümde, Ruhrhavzasında bildik gri gökyüzünden sisleri dağıtmış. Bu ender aydınlık gökyüzü burlarada hemen insının içine yansır.

Güne başlarken hoşnutum.

Eski bir binanın önünden geçerken mavi zemin üzerine beyaz punktolarıyla gözüme ilişen Gazete başlığını okuyorum:


'Türkçe Müfredata Girsin, Avrupa Dilleri Listesine Alınsın'


Bir süre durakladıkta sonra ZAMAN Gazetesi'nin Avrupa baskısını okuduğumu anlarım.Makale ilgimi çeker. Gazeteyi yerden alırım.

Dortmund'lu  iki yazar, Türkçe'nin Avrupada'ki'daki Anadil Mücadelesi üzerine, Dortmund'daki  Türk Eğitim Merkezi'nde yapılan , 'Anadilim- Geleceğim'  başlıklı Çalıştaya  katılan Kurum ve Kışılerden söz ediyor. Yazarlar, makalede,Türkçe'nin Almanya'da ve Avrupa'da 'köken dili' yerine  'Anadil' olarak kabul görmesini talep ederler.

Yaşadığımız Eyalette, bilinen bir konu, bilinen gerekçeler ile işlenmiş. Türkçe sadece Ülke'de değil, Almanya'da da Anadolu kökenli Göçmenlerin Ortak-Dili konumunda. Burada uyum Politikaları ile, geri planda tutulan bir çok Anadil yaşıyor sokak aralarında.

Yerde bulduğum Gazeteyi, bina kapısının koluna bırakıp düşüncelere dalarım:

Herkesin dağarcığında, bir başka Anadil gizli !

Gündemine odaklı olduğum Coğrafyada ise gerçek bir Anadil zenginliği mevcut. Halkların Gerçekliği de henüz yeni aralanan bir Tarih gibi, derin. Yıllardır bu  ender  zenginlikden beslenerek sürdü yazma serüvenim.

Bu günlerde de, yaşayan Ana-Dillerin geleceği, bu konunun yeni Anayasa'da ifadesi üzerine tüm muhalif çevre ve kurumlarda yoğun bir çalışma var. Halkların Anayasa sürecine müdahil olmasında, Özgürlükçü bir Anayasa için şansımız az da olsa, bu alanda verilen tüm emekler,geleceğin Toplumu için pozitif bir nüve olacaktır.

İçinde yer aldığım, hemen bütün Toplumsal  Dinamiklerin bir araya geldiği, önemli bir Platform olarak gördüğüm, Halkların Demokratık Kongresi (HDK) nin çalışmaları bu yönde.

Anadil Mücadelesinde uyumlu bir Oluşum olarak son derece önemsediğim,
Halkların Dostluğu Girişimi ( HDG) HALKLARIN ANAYASASI Çalışmalarında bu sürece müdahil olmuştur. Laz Halkının da Anadile dair Taleplerinin sunulduğu bu yoğun Tartışma ve netleşme süreci, biz Laz Aktivistler açısından verimli geçmektedir.

Yine içinde yer aldığım LAZEBURA Birlıği (Almanya) bir Laz Kurumu olarak
bu süreçden önce çalıştığı Lazcanın Anadil olarak Geleceğine dair Talepleri

yazılı olarak bu tartışma sürecine sunar.

Otuz yıla yakındır, mütevazi ve barışcil metodlar ile gelişen Laz Kültür Hareketin de Kimlik Bilincinin oluşmasında bir ivme olan LAZEBURA Birliği, kendi deneyim ve sorun noktalarını Türkiye'nin aynı kaderi paylaşan Halklarını
temsil eden kurum ve kişiler ile karşılaşma ve konuşma imkanı buluyor.

Evet, herkesin zulasında bir Anadil gizli.

Yukarda söz ettiğim Makale, bana bir Laz Atasözünü hatırlatır.
Korme hako kçe, mele uça var sk'ums.
( Tavuk burda beyaz,, beride siyah yumurtlamaz)

Bu Gazete Başlığı ister istemez bir şeyleri çağrıştırdı. Sizlerle paylaştığım bir yazıya dönüşürken de sormadan edemedim:
 
Avrupada 'Demokrat' da , Türkiye'de kimsiniz?


Selma Koçiva


Dortmund, 7 Nisan 2012

BEDİA XALA Yürekli Bir Laz Kadını


Kemal Yalçın


“Lazca Anadilimiz yüreğimizin bir köşesinde kalakaldı!”

Laz yazar Selma Koçiva’nın, “Guroni ar Lazi Oxorca – Bedia Xala / Yürekli Bir Laz Kadını – Bedia Hala” adlı yeni kitabı, Kaldıraç Yayınları tarafından, 2012 Temmuz ayında, İstanbul’da, Lazca–Türkçe iki dilli olarak yayınlandı.
“Bedia Xala” canlı tarih anlatımı tarzında önemli bir kitaptır. Lazuri Alboni (Lazca alfabe) ile yazılmış olması bu kitabın önemini bir kat daha artırıyor.
Türkçesi 120, Lazcası 125 sayfa olan kitabın sonuna 21 sayfa içinde toplam 41 siyah beyaz fotoğraf eklenmiştir. Bu fotoğraflar, okuyuculara Bedia Hala’nın varolduğu, yaşadığı Lazona’da, Hopa’da, Abu İslah Köyü’nde son yüzyıl içinde meydana gelmiş ilginç gelişmeleri izleme ve bugün ile karşılaştırma imkanı vermektedir.
Selma Koçiva, Hopalı Bedia Küçükali’nin uzun, maceralı, renkli, zengin hayatını bire bir, canlı tarih anlatımı tarzında kaleme almış. Kitapta kurgulama, öyküleştirme yok. Yazar, Bedia Küçükali ve aile çevresindeki insanlarla konuşmaların yerini, zamanını, konuşma şartlarını açık açık belirterek, anlatılanların gerçek bir hayat hikâyesi olduğunu; kitabın içinde uydurma, hayal ürünü bilgilerin bulunmadığını gösteriyor. Bu nedenle, yazar gerçeklere bağlı kalma ilkesiyle, Bedia Hala’nın farklı zamanlarda, farklı yerlerdeki anlatımlarında varolan tekrarlamaları çekinmeden, aynen kaleme almış.
Asimilasyoncu resmi devlet politikalarının özellikle 1960 sonrasında nasıl sistemli, bilinçli, sürekli uygulandığını; Lazcanın göz göre göre nasıl soldurulup, unutturulduğunu; zengin Laz kültürünün nasıl küçümsenip çoraklaştırıldığını anlamak için bu kitabı okumak gerekir. Devlet 1930’larda, 1940’larda, Lazistan’da, anadili Lazca olan ilkokul çocuklarının okullarda Lazca konuşmalarını yasaklamıştı. Bu yasaklar, 1960 sonrasında başlatılan, “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyasıyla daha da artmış ve sistemleşmişti.
Birçok Laz aile de, “Çocuklarımızın geleceği tehlikeye girmesin, çocuklarımızın kültürel kimlikleri konuşmalarından belli olmasın,” gibi kaygılar ve düşüncelerle çocuklarına Lazca konuşmayı yasaklamıştı.
Bedia Küçükali, kendi ailesinden, kendi çocukluğundan örnekler vererek Lazcanın nasıl soldurulduğunu, Lazların nasıl asimile edilerek Türkleştirildiklerini açık açık anlatıyor ve içindeki acıları “Lazca Anadilimiz yüreğimizin bir köşesinde kalakaldı!” cümlesiyle dile getiriyor.

Lazca, Lazona ya da Lazistan denilen coğrafi bölgede 3000 yıldan beri, tüm zorluklara, asimile etme politikalarına rağmen konuşulmuş, konuşulmakta olan Kafkas dillerinden biridir.
Lazca’nın alfabesi (Lazuri Alboni) son yüz yılda meydana getirilmiştir. Türkiye’de Laz Alfabesi yaratma çalışmaları, 1970’lerden itibaren Fahri Kahraman Lazoğlu tarafından başlatılmıştı. Bu çalışmalar, Almanya’da Lazebura Çalışma Grubu’nun çalışmaları ve Türkiye’de OGNİ Dergisi’nin katkılarıyla sonuçlandırıldı ve 1984 yılında Lazuri Alboni (Lazca Alfabe) Parpali dizisinde yayınlandı.
Lazuri Alboni Lazca’nın ve Laz kültürünün yaşaması açısından çok önemli bir adımdı. Bu ilk adımlarla yavaş yavaş yürünerek günümüzde Lazca roman, öykü, şiir ve anı kitaplarının yayınlanması aşamasına varıldı.  Bedia Xala, bu çabaların güzel ürünlerinden biridir.
Bedia Küçükali, 1929 yılında, Sarp sınır kapısına yarım saat uzaklıktaki Azlağa Köyü’nde dünyaya gelmiş. Ailenin 5. çocuğu. Babası Osman Alkumru, o yıllarda Vona’da (Ordu) yatılı ilköğretim okulunda memurmuş. Hayatını ilme ve irfana vermiş. Çocuklarını okutmuş ve onlara okuma sevgisini vermiş.
Bedia Küçükali, doğduğundan bu yana geçmiş olan 83 uzun yılın olaylarını bazen ayrıntılara girerek anlatıyor. Bu ayrıntılar, Lazona’yı ve Lazların toplumsal hayatını anlamak bakımında önemli anılardır. Bu ayrıntılardan bazıları şunlar:
·                            Laz kültürel geleneğinde Laz çocukları dedelerine “baba”, ninelerine “anne” diye hitap ediyor,  kendi anne ve babalarına ise isimleriyle sesleniyorlarmış.
·                            O zamanlarda Rizeliler Lazları sevmezmiş.
·                            Lazlar çalma ve dilenmeyi hiç bilmezlermiş.
·                            Lazlar askerde emireri olanlara bile iyi gözle bakmazlarmış.
·                            Lazlar küfür etmezlermiş. Eğer inekleri başkasının bağına bahçesine girip zarar vermişlerse kadınlar ineklere beddua ederlermiş.
·                            1960 öncesi dönemlerde Lazlar arasında büyük kavgalar olmazmış. Küsler barıştırılmış.
·                            Eleştiriler manilerle yapılırmış.
·                            Son 20-30 yıl öncesine kadar Lazlar arasında ölünün arkasından ağıt yakma geleneği varmış.
·                            Osmanlı döneminde, 20. yüzyılın başlarında Azlağa köyünde Rüştiye Mektebi varmış. Bu mektebi köylüler kendi aralarında topladıkları parayla yaptırmışlar.
·                            Sınırlar kapatılmadan önce Lazlar Batum’a, Rusya’ya gidip çalışıyor, Rus kültüründen etkileniyorlarmış. Bedia Küçükali’nin 1895 doğumlu babası Osman Alkumru da Azlağa Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra Rusya’ya gitmiş. Batum İngiliz Başkonsolosluğu’nda işe girmiş. Rusça öğrenmiş. 1920’de Azlağa’ya geri dönmüş.
Bedia Xala adlı bu kitapta, Lazona’daki Hemşinliler, Gürcüler, Çerkesler, Abhazar, Rizeliler, Karadenizli Rumlar ve Kürtler hakkında bilgiler veriliyor. İnsan ilişkileri, kültürel ve sosyal hayata ilişkin anıların, canlı tanıklıkların yanında, Lazona’nın bitki örtüsü, meyve çeşitleri, üretim biçimleri hakkında da somut gözlemler var.

Bedia Xala, Karadeniz’in boğazını sıkan, Lazistan’ın ruhunu ve canını kurutan Karadeniz sahil yolu hakkında da şunları söylüyor:

“Eski resimlere bakınca, anılarda kalanı bulamıyorum. Şimdiki Karadeniz’e, taş ve toprak ile doldurulan sahil yoluna ne zaman baksam, yüreğimde derin bir acı duyarım. Eski resimlerden hayatımızda kalanlardan bilirsiniz, nasıl bir Karadeniz kıyıboyumuz vardı ve bir zamanlar nasıl bir Lazistan’da dolaşırdık.
“Böyle bir torak, böyle bir deniz bıraktığımız için, ben torunlarımdan utanç duyarım. Ey gidi Lazların kentleri! Ey gidi güzellikleri ve bereketi ile başımız dik yaşadığımız günler!  Şimdi toprak ile deniz arasına hapishane duvarları gibi bir yol ördüler! Karatoprağın ve Karadeniz’in, Lazistan’ın ruhunu ve canını kuruttular!
“Bilmiyorlar, gün gelir, dereler taşar, Karadeniz’in güçlü dalgaları, denizle aramıza örülmüş bu duvarları götürür gider! Yüreği kara olan zatların eliyle yapılan bu yollar, Karadeniz’in aydınlık dallalarıyla yok olur gider! Ben isterim ki, yarınlara, insanlığa güzellikler, iyilikler kalsın ve bu güzellikler unutulmasın!”

Bu kitap, Lazona’nın, Lazistan’ın, Hopa’nın ve Azlağa/Abuislah Köyü’nün son yüzyıldaki, özellikle cumhuriyet dönemindeki insan ilişkilerini, sosyal ve ekonomik gerçekleri, doğal çevrenin zenginliğini anlamak; Lazları,  Lazcayı ve Laz kültürünü tanımak isteyenlere önerilecek önemli kitaplardan biridir.
Böyle bir kitabı kaleme alan Laz Yazar Selma Koçiva’nın elleri der görmesin!
Hayatını, gözlemlerini, görüp yaşadıklarını çekinmeden, aynen anlatan Bedia Küçükali’ye, kitaba emek verenlere candan teşekkürler.
 Sevgili Bedia Küçükali, ömrünüz, Azlağa Deresi’nin coşkun suları gibi sağlıklı ve uzun olsun!


Bochum, 17 Eylül 2012                      Kemal Yalçın





19 Aralık 2013 Perşembe

LAZURİ ALFABE Halkın Alfabesi

Değerli Çalışma arkadaşlarım, 

İki hafta önce Lazuri Alfabe nin değiştirilme önerisi değerli Hasan Uzunhasanoğlu arkadaşımız üzerinden bana ulaştı. Bir süredir böyle bir çalışmanın olduğunu duyuyordum. Her nedense tüm Laz Kurumlarında ve Aktivist çevrelereninde Lazuri Alfabe nin yenilenmesi üzerine konuşulmuş bir fikir birliğine varılmiş ve son olarak LAZEBURA Derneğine ve kişi olarak bana ulaşmiştır.

Alfabe değişikliğini çalışanın kim olduğunu ise ancak sorduğumda İrfan dan öğrenebildim. Değerli arkadaşımız İrfan Aleksiva bu çalışmayı yapıp Laz çevrelerinde kabul görmesi için bir süre sohbetler yürütmüş. Bundan bir hafta önce gerek Hasan arkadaş ile gereksede İrfan arkadaş ile internet üzerinden sohbet etme imkanum oldu. Oysa bir kaç hafta önce bu arkadaşlar ile yüzyüze görüşme imkanım vardı. 

Biz Laz Aktivistlerinin bir araya gelememe sorunumuzdan dolayı, bu arkadaşlarımiz konuyu telefon ve internet sohbetleri ile sonuçlandırmak istıyorlar. İrfan a internet üzerinden görüşmemizde önerisini ve gerekçelerini yazılı hale getirmesini önerdim, Henüz yazılı bir açıklama bana ulaşmadı. Bunlar, Alfabe değişim önerisinin bana ve üyesi bulunduğum LAZEBURA Derneğine yansıması sürecine dair aktaracaklarım.

Metod Olarak: 

Alfabe nin sadeleştirilmesi düşüncesi her dilde her kültürde vardır. Köklü bir yazı dili olan Almanca da bile. Ancak bizde bu konu sanki bir tabu gibi durmakta ve sadeleştirme düşüncesi olanlar bile ancak masa başı sohbetlerinde düşüncelerini paylaşabilmişlerdir. Düzgün bir metod, konuyu çalışan arkadaşın da imzası ile önce içe dönük yazılı bir tartışma açılması ve uzmanların, Laz Kurum ve Aktivistlerin de katılımı ile bir Konferans toplanması. Konunun yüzyüze tartışarak sonuçlandırılması.

 Önerilen Alfabe Üzerine: 

Önerilen Alfabede temel düşünce mevcut Türkçe Klavye ile yazabileceğimiz bir Alfabe çalışmaktır. Bu internet üzerinden yazılımı kolaylaştıracak, basın yayında teknik bir kolaylık sağlayacaktır. Tabii sadece Türkçe klavye kullananlar hesaba katılmıştır. Türkçe dışındaki dillerde yazanlar için teknik sorun aynı kalacaktır. Bu bakımdan Lazca daki bir çok sesin iki harf ile yazılması önerilmiştir. Lazca daki k’ sesinin Q ile yazılmasının gerekçesi dilimizde bu sesin fazla kullanılması ve iki harf ile yazılımdan kaçınmak içindir. Bu gerekçe bilimsel değidir. 

Bir çok sesin iki harf ile yazılması ile kelimeler gerksizce uzayacaktır. Lazca öntakı ve eklerden oluşan fiil yapısı düşünülürse yazı dili zorlaşacaktır. Bu durum ise Lazcanın yaşatılmasında kolaylaştırıcı değil zorlaştırıcı bir unsur olacaktır. Lazca seslerin tam ifadesi Latin Alfabesinde ancak çok sayıda iki harf kullanmakla mümkün bu da Alfabeyi ilk okuldan sonra okula gitmemiş halkın öğrenmesinde ciddi sorun olacaktır. 

 Mevcut Alfabenin Önemi:  Belki kimi arkadaşlar tarafından tam anlaşılmadı ancak mevcut alfabenin önemi burda yatmaktadır. Lazca daki her ses bir harf ile yani bir tek sembol ile ifade edilmektedir ve bu Halkın yazı dilini öğrenmesinde son derece önemlidir. 1984 den beri devamlı Lazca okuma ve yazma öğreten bir eğitimci olarak bunun nekadar önemli olduğunu pratikde yaşadım. 

 Alfabe değişimini öneren arkadaşların yaşadığı teknik sorunları yazan bir kişi olarak en çok yaşayanlardanım. Teknik destek almadan kitaplarımı basıma hazırlamam mümkün değil. Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Neden biz henüz yazı dili yeni gelişen bir halkın kültür emekçileri Alfabe değişimini gündeme alıyoruz da, Japonlar, Ruslar, Yunanlılar, Gürcüler, Ermeniler teknik sorunlardan doılayı böyle bir şeyi akıllarına bile getirmiyorlar. Sanırım bu konuda bizim Halk olarak kendi değerlerimize sahip çıkmada kararlı olmaktan uzak olduğumuzun göstergesi. Henüz Halk olma bilinci yerleşik değil açıkcası. 

 Önerim :

Bana ulaşan bilgiye göre tüm Laz Aktivistleri ve Laz Kurumları önerilen Alfabeyi onaylıyor bir tek LAZEBURA bu konuda onay vermedi. Bu durumda bizim açımızdan çoğunluğa uyma mecburiyeti doğuyor. Ancak böylesi hayati öneme sahip bir konunun düzgün bir yöntem ile sonuçlanması gerekmektedir. 

Öneriyi getiren arkadaşımız İrfan Aleksiva yazılı olarak önerisini tartışmaya sunmalıdır. İçe dönük olarak Laz Kurumları ve Aktivistleri tartışmaya yazılı olarak girmelidir. Dilbilimcilerin de katılımcı olduğu Bir Uzman Konferansında konu detayları ile tartışılmalıdır. Ve ancak herkes için bağlayıcı olacak bir LAZ DİLİ KONFERANSI nda konu sonuçlanmalı azınlık çoğunluk kararına uymalıdır.Aksi takdirde bir kargaşa çıkar ve bütünlüklü bir Kültür Hareketi Tablosu parçalanır. 

Özellikle okullarda Lazcanın ders olabildiği bu dönem bilimsel olmayan bir alfabe ile yola devam etmede ciddi sorun görüyorum. Otuz yıla yakın bir süreçde teknik olarak çok daha yoksul olduğumuz dönemlerde bile özenle koruduğumuz LAZURİ ALAFE ile bir yazı dili geleneği oluştu, her on yada yirmi yılda bir Alfabe değiştirme lüksumuz yoktur. Ben kişi olarak önerilen alfabeyi onaylamıyorum. Bu yazılı gerekçelendirmeyi derneğim LAZEBURA Birliğine ve öneriyi getiren arkadaşlara gönderdim.

Konu üzerine tartışmalar Laz Aktivistleri arasında devem ediyor.
Düşünce ve önerilerinizi beklerim..

 Selma Koçiva 24 ekim 2013, Dortmund